İçeriğe geç

Medeni Usül Çözümlü Pratik Çalışma #1

Medeni Usül Hukuku Cevaplı Pratik Çözümü

 

OLAY             :B, bilgisayar ürünleri satan arkadaşı A’dan 5.000 TL değerinde çeşitli bilgisayar ve bilgisayar parçaları almış ve borcunu iki ay içinde ödeyeceğini belirtmiştir. İki aylık süre geçmesine rağmen borç ödenmemiştir. A, B’ye karşı dava açmıştır.

SORULAR      :

Soru 1: Davalı B cevap dilekçesi vermemiştir. Davalının ıslahla savunma sebeplerini sonradan ileri sürmesi mümkün müdür?

Cevap 1:

Islahla düzeltilebilecek işlemler tarafların kendi yapmış oldukları usul işlemleridir. Dolayısıyla taraflar kendi yaptıkları usul işlemlerindeki yanlışlığı veya eksikliği veya yapmayı ihmal ettiği bir hususun ıslah yoluyla düzeltebilirler. Somut olay bakımından davalı cevap dilekçesi vermemiş dolayısıyla cevap dilekçesi vermemenin Sonucu davacının ileri sürmüş olduğu maddi vakıaları inkar edildiği anlamına gelmektedir. Burada cevap dilekçesi vermeyen kişinin ıslahta sonradan savunma sebeplerini ileri sürüp süremeyeceği konusunda iki farklı görüş var. Bir görüş diyor ki burada davalının yapmış olduğu bir usul işlemi yoktur dolayısıyla bir usul işlemi yapmadığı için de ıslah yoluna başvurması da zaten mümkün olmaz çünkü ıslah yoluyla yapılan bir usul işlemi düzeltilir daha önce yaptığı bir usul işlemi olmadığına göre o zaman asla kuruluna başvurarak savunma sebeplerini ileri sürme imkanı mümkün değildir. Yargıtay’da bu görüşe katılmaktadır Yargıtay’da bunun yapılamayacağı yönünde görüş beyan eder buna karşılık diğer görüş, her ne kadar cevap dilekçesi verilmemiş olsa da kanun buna usul’i bir sonuç bağlanmıştır. Davacının ileri sürdüğü maddi vakıaları inkar etmiş sayılır kanun bir usuli sonuç bağladığına göre ve aynı zamanda usulü işlemler mutlaka olumlu olması gerekmeyeceğine göre, yani usulü işlemler kaçınma şeklinde de olabilir işlemi yapmama şeklinde de olabilir bu anlamda bunu da bir usulü işlem kabul etmektedir işte bu nedenle cevap dilekçesi vermemiş olsa dahi bu kişiye ıslah yoluyla savunma sebeplerini ileri sürme imkanı vermemiz gerekir bu yolun açık olması gerekir diyor ikinci görüş. Hoca ikinci görüşün daha doğru olduğunu düşünüyor, davanın aydınlatılması gerçeği ulaşma bakımından daha doğru olduğunu düşünüyor.

Islah yoluyla cevap dilekçesi verme hakkının kazanılması ve cevap dilekçesi verilmesi söz konusu olmayacak O zaten tereddüt yok, ama ıslahla savunma sebeplerini ileri sürülmesi mümkün. Farkı şu, ıslahla cevap dilekçesi verme imkanım vardır dersek ilk itirazlar ileri sürmesine de izin verilmesi gerekir ki bu mümkün değil ıslahla cevap dilekçesi vermemiş olan kişinin cevap dilekçesi verme imkanı yoktur ama ıslahla savunma sebeplerinin ileri sürülüp sürülemeyeceği tartışmalı bir konu.

Soru 2: 02.2016 tarihindeki ikinci duruşmaya her iki taraf da gelmemiştir. Hakim bunu duruşma tutanağına yazdırmış, 10.02.2016 tarihinde ise iki tarafın da duruşmaya gelmemesi sebebiyle dosyanın işlemden kaldırılmasına karar vermiştir. Hakimin verdiği bu karar doğru mudur? Dosya hangi tarihte işlemden kalkmıştır, bunun sonuca etkisi ve önemi nedir?

Cevap 2:

Her iki tarafta usulüne uygun olarak Çağrıldıkları davaya mazeretsiz olarak gelmezse bu durumda dava dosyası işlemden kaldırılır. Dava dosyasının işlemden kaldırılması kararına da hakim yazar ancak burada özellikle soru açısından özellik arz eden nokta tarafların duruşmaya gelmeme tarihi ile dosyanın İşlemden kaldırılması tarihinin yazıldığı tarihin farklı olması yani burada duruşmaya gelmeme tarihinden itibaren mi bunu dikkate almamız gerekiyor yoksa hakimin kararını yazdığı tarihten itibaren mi? Burada önemli olan hakimin kararı kurucu nitelikte mi açıklayıcı nitelikte mi?

Burada açıklayıcı nitelikte çünkü kanun hakimin kararıyla dosya işlemden kalkar demiyor tarafların duruşmaya gelmemesi ile dosya işlemden kalkar diyor yani hakimin bu konuda vermiş olduğu karar açıklayıcı niteliktedir. Dolayısıyla taraflar gelmediği tarihte dosya işlemden kalkmıştır , bu nedenle kanunda öngörülen sürelerin hesabında 5.02.2016 tarihinin dikkate alınması gerekmektedir. bunun önemi ne ?

Bir aylık süre içerisinde yenileme talebinde bulunursa tekrar harç ödemesi gerekmiyor dolayısıyla son iki ay içinde yenileme talebinde bulunursa yenileme harcı dediğimiz harcı ödemek zorunda işte bu bir aylık sürenin geçip geçmediğinin tespit edilmesi açısından önem arz ediyor hangi tarihte dava dosyasının işlemden kalktığı açısından önem arz ediyor. 2-Diğer husus bakımından da Üç ay boyunca o dava derdest kalmakta devam ediyor dolayısıyla derdestlik süresinin hesabında da önem arz etmektedir 5 Şubat’tan itibaren hesaplanacak için o tarihten itibaren üç ay boyunca o dava derdest kalmakta devam eder yani aynı dava tekrar açılamaz açılırsa derdestlik sebebiyle davanın usulden reddi gerekir çünkü derdestlik dava şartıdır. Bu iki temel sonuç açısından sürenin doğru bir şekilde hesaplanması önem arz etmektedir. Hakimin kararı açıklayıcı nitelikte olduğu için kurucu nitelikte olmadığı için 5 Şubat 2016 tarihinden itibaren dava dosyasının işlemden kalktığını kabul etmemiz gerekir. ( Hakimin kararına doğrudan yanlış demek doğru değildir. Karar doğru fakat süreyi belirlemesi gerekir yani herhangi bir sebepten karar daha sonra yazılmış olsa bile yazdığı kararda açıkça tarihi belirtmesi gerekmektedir 5 şubat diye . Yani kararda eksiklik var denilebilir ama karar yanlıştır diyemeyiz. )

Soru 3: Davacı delil olarak aralarındaki sözleşmeyi belirtmiş, ancak sözleşmeyi dava dilekçesine eklememiştir. Bu durumda sözleşmenin delil olarak incelenmesi mümkün müdür? Mümkünse hakimin nasıl hareket etmesi gerekir? Mümkün değilse neden?

Cevap 3:

kural olarak tarafların dilekçelerinde gösterdikleri belirttikleri delili elinde bulunuyorsa ayrıca dilekçesini eklenmesi gerekir. Dilekçede belirti ama dilekçeye eklemediği bir delil varsa bu durumda 140. maddenin 5. fıkrasına göre hareket etmek gerekir yani ön inceleme duruşmasında hakim bu kişiye yani somut olayımızda davacıya delilini getirmesi için iki haftalık kesin süre verecek ve süre verirken de o delili getirmemesi durumunda delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı hususunda da ihtar yapacaktır.(bu ihtarın yapılması gerek) Dolayısıyla hakimin vermiş olduğu iki haftalık süre içinde delil getirilirse bu durumda o delilin dikkate alınması duruşmada incelenmesi mümkün olacaktır ama getirmemişse bu durumda o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılır. (( Başka yerden getirteceği delil varsa da buna yönelik açıklama yapması gerekiyor.))

Soru 4: A bu davada alacağını hangi delil veya delillerle ispat edebilir?

Cevap 4:

kural olarak burada hukuki bir işlem olduğu için taraflar arasında hukuki bir işlem olduğu için ve bu hukuki işlemin yapıldığı tarihteki miktarı da 2500 TL’nin üzerinde olduğu için senetle ispat zorunluluğu vardır. Dolayısıyla davacı tarafın bu durumda iddiasını senetle ispat etme zorunluluğu ortaya çıkar ancak senetle ispat etme zorunluluğu demekle birlikte bu kesin delillerle ispat şeklinde anlaşılması gerekir bu anlamda davacı tarafın senet deliline yemin delilini veya kesin hüküm deliline dayanması mümkündür kişi bu üç delile de dayanabilir.

Soru 5: Hakim kendiliğinden davalının isticvabına karar verebilir mi? İsticvap ile hakimin tarafları dinlemesi arasındaki farklar nelerdir?

Cevap 5:

Hakimin kendiliğinden isticvaba başvurmasına bir engel yoktur taraflar da talep edebilir hakim kendiliğinden de isticvap kararı alabilir. İsticvap ile tarafların dinlenilmesi bakımından da öncelikle

1- isticvap tarafın aleyhine olan bir vakıa hakkında mümkündür buna karşılık tarafın dinlenilmesi söz konusuysa lehe veya aleyh olmasının bir önemi yoktur her ikisi bakımından da mümkündür.

2-İsticvap sadece tahkikat aşamasında müracaat edilebilecek bir yoldur buna karşılık tarafın dinlenilmesi ve yargılamanın her aşamasında mümkündür

3-isticvap için çağrılan kişi usulüne uygun olarak çağrıldığı duruşmaya gelmezse yani mazeretsiz olarak gelmezse bu durumda iste cevap konusu vakıayı ikrah etmiş sayılır buna karşılık tarafın dinlenilmesi çerçevesinde taraf çağrılmışsa gelmese dahi ikrah sonucunun ortaya çıkması söz konusu olmayacaktır.

İsticvap doğrudan kendisi delil değil ama delile ulaşmaya yollu ikrar elde etme yolu demiştik.

Soru 6: B, cevap dilekçesinde “A’dan 5.000 TL değerinde bilgisayar ve bilgisayar parçası aldım. Ancak bundan doğan borcumu ödedim.” Şeklinde bir ifade kullanmıştır. Bu ifade usul hukuku bakımından nasıl nitelendirilir? Bunun üzerine kimin neyi ispat etmesi gerekir? Bu konudaki görüşleri de dikkate alarak cevaplayınız.

Cevap 6:

burada Sorulan bağlantılı bileşik ikrardır. Çünkü bağlantılı bileşik ikrar da ikrar eden kişi ikrar ettiği vakaya yeni bir vakıa eklemektedir ikrar edilen vakıayla İkrara eklenen vakıa arasında da doğal bir bağlantı vardır yani bir malı alma ile bedenin ödenmesi arasında doğal bir bağlantı vardır. Dolayısıyla bağlantılı bileşik ikrar diyoruz buna.

Bağlantılı bileşik ikrarların bölünüp bölünmeyeceği tartışmalıdır bir görüş bölünemez diyor çünkü burada bölünebildiğini kabul edersek ikrar da bulunan kişiye ispat yükünü atmış oluruz ve bu kişi de o zaman yalan söyler yani dürüst davranan kişiyi biz cezalandırmış oluruz bu nedenle bağlantılı bileşik ikrarın bölünmemesi gerekir ancak bağlantılı bileşik ikrar bölünemez dersek burada ispatı gereken şeyi ispatı gereken husus kalmadığı için davacı açısından olumsuz bir şey ispatla onu yükü altına sokmuş oluruz yani burada ikrar edilen vakıa bilgisayar ve bilgisayar parçalarının alındığı vakıası dolayısıyla bu ikrar edildiğine göre ispatına gerek yok ,

Davacı o zaman ne ispat etmek zorunda kalacak? bunun bedelinin ödenmediğini ispat etmek zorunda kalacak bu menfi bu vakıanın ispatı bakımından da davacı ya külfet altına sokmak doğru olmayacaktır.

İkinci görüşte bunu belirterek bağlantılı bileşik ikrarın bölünmesi gerektiğini bölünebileceğine kabul ediyor bölünebileceğine kabul edersek de ikrar edilen vakıayı zaten ispatına gerek yok o zaman davalı taraf sözleşmeden doğan bu para borcunu ödediğini ispat etmek durumunda kalacaktır.

Diğer görüşürüz savunanların dürüst davranmayacağı gibi gerekçe de hukuk muhakemeleri kanununda da medeni kanunda da kişinin dürüst davranma yükümlülüğü olduğu belirtilerek bunun gerekçe olarak söylenemeyeceği ifade ediliyor. Taraflar davada da doğruyu söyleme ve dürüst davranma yükü altındadır.

Soru 7: B’nin, davadan önce A’ya bir e-mail gönderdiğini ve bu e-mailde “Sana olan borcumu ödeyemedim, biraz gecikti kusura bakma. Birkaç gün içinde ödeyeceğim.” Şeklinde bir ifade kullandığını varsayalım. A’nın bu e-maile dayanması ve alacağını ispat için bunu kullanması mümkün müdür? Bu durumda A hangi delil veya delilleri mahkemede kullanabilir?

Cevap 7:

burada kural olarak senetle ispat zorunluluğu vardır çünkü taraflar arasında hukuki işlem vardır ve bu hukuki işlemin yapıldığı tarihteki miktar 2500 TL’nin üzerindedir ancak kanunda 202. maddede belirtildiği üzere delil başlangıcı varsa bu durumda takdiri delillere başvurulması mümkün olabilecektir. Delil başlangıcı açısından da kanunumuz üç unsuru aramıştır yani somut olayda mail göndermiş biz acaba bu maili delil başlangıcı olarak kabul edebilir miyiz diye bakmamız gerekmektedir.

Birincisi , belge olmalıdır belge açısından iki unsuru dikkate alıyoruz ; bir bilgi taşıyıcısı olması gerekir iki çekişmeli olan vakıanın ispatına elverişli olması gerekir. Somut olayda uyuşmazlık konusu vakıayı hakkında bilgi taşıyor e-postanın bilgi taşıyıcı özelliği var aynı zamanda uyuşmazlık konusunun çekişmeli vakıanın ispatına elverişli bir bilgi bu dolayısıyla birinci unsur sağlanmıştır belge niteliği vardır diye

İkinci unsur bu belge kendisi aleyhine ileri sürülen kişinin gönderdiği veya verdiği bir belge olmalıdır.Somut olayda da bunun aksi belirtilmemiş yani o kişinin kendisinin gönderdiği bir mail olduğu belirtiliyor dolayısıyla Bu ikinci unsur da gerçekleşmiştir

Üçüncü unsur ise uyuşmazlık konusu vakıanın ispatına elverişli yani tam olarak onu ispat etmemekle birlikte o konuda bilgi taşıması ona elverişli bazı somut veriler taşıması gerekmektedir burada da hukuki işlemin ne olduğu tam olarak belirtilmese dahi taraflar arasında bir hukuki işlem yapıldığı buna dayalı olarak da o kişinin borçlu olduğu yönünde tespitler yapılabilmektedir dolayısıyla delil başlangıcının 3 unsuru da mevcuttur.

Delil başlangıcı olduğuna göre yani bu elektronik posta delil başlangıcı olduğuna göre o zaman burada senetle ispat zorunluluğu ortadan kalkar yani Taktiri delillere başvurulması mümkündür dolayısıyla hangi delillere başvurabilir; ^tanık, bilirkişi, keşif^ bu delillere dayanılması mümkün olacaktır.

Soru 8: A’nın yaptığı satımları göstermek üzere tuttuğu bir defter olduğunu varsayalım. A’nın kendi tuttuğu bu defter kayıtlarında B’ye sattığı ürünlerin ve bedellerinin yazılı olduğunu varsayalım. A açtığı davada alacağını bu defter kayıtlarıyla ispat edebilir mi?

Cevap 8:

Burada defterin niteliğine bakılmalıdır tutulan defter senet değildir delil başlangıcı da değildir bir belge diyebiliriz belki. Senet olmadığı için kesin delil değildir. Yani senet niteliği yoktur. Belge tek başına ispat açısından yeterli değildir.

Soru 9: B’nin elinde, A tarafından yazılmış ve borç ödendiği için teşekkür edildiğini gösteren bir mektup varsa B bununla ödemeyi ispat edebilir mi?

Cevap 9:

Burada A’nın yazdığı ve borcun ödendiği için teşekkür edilen mektup imza var mı yok mu verilmemiş dolayısıyla bu mektubun altında A’nın imzası varsa bu tesadüfi hazırlanmış bir senettir dolayısıyla B bununla ödemeyi ispat edebilir.Buna karşılık mektubun altında imza yoksa bu durumda bu delil başlangıcı olarak kullanılabilecektir. O zamanda lehine daha geniş ifadeyle takdiri delile başvurulması mümkün olabilecektir.

*Delil başlangıcı olabilmesi için zaten mutlaka belge olması gerekir. Belgenin de İki unsur var o iki unsuru varsa ona belge diyoruz.ama belge özelliğin bulunması onun mutlaka delil başlangıcı olduğu anlamına gelmez.Diğer iki unsurda varsa delil başlangıcı oluyor.

 

Medeni Usül Pratik Çalışma 2 

Medeni Usül Pratik Çalışma 3

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir