İçeriğe geç

Medeni Usül Cevaplı Pratik Çalışma #2

MEDENİ USÜL HUKUKU ÇÖZÜMLÜ PRATİK ÇALIŞMA

OLAY: A AŞ ile B Ltd. Şti arasında yapılan sözleşmeye göre, B Ltd. Şti, A AŞ’ne her ay 5 ton Finike portakalı temin edecek, portakalın tesliminden bir hafta sonra da bedeli olan 3000 TL ödenecektir. A AŞ sözleşmeye uygun şekilde kendisine Ocak ve Şubat ayı içinde portakal teslimatı yapılmadığı iddiasıyla uğradığı zararın ödenmesi için dava açmıştır.

SORULAR:

Açılan bu davada mahkeme görevsiz olduğu kanaatine varırsa bunu hangi aşamada inceleyip karara bağlayacaktır? Bu konuda tarafları duruşmaya çağırmadan karar verebilir mi?

Kural olarak bu durum ön inceleme aşamasında incelenir. Çünkü 138. madde ilk itiraz ve dava şartları ön inceleme aşamasında incelenip karara bağlanır diyor. Duruşma yapma zorunluluğu da yok ilk itirazlar ve dava şartları incelenirken mahkeme dosya üzerinden inceleme yapıp karar verebilecek ise tarafların bilgisine başvurulmasına ihtiyaç yoksa bu durumda duruşma yapmadan da bunu inceleyip karara bağlayabilir. 138. maddede de zaten açıkça belirtilmiş yani dava açısından kural duruşma yapma zorunluluğudur ancak kanunda duruşma yapmadan karar verilebilecek olan haller belirtilmiştir dolayısıyla kanunda belirtilmiş olan hallerde ancak Hakim duruşma yapmadan inceleme yapıp karar verebilir. İlk itiraz ve dava şartları açısından da 138. maddede buna izin verilmiş dolayısıyla duruşma yapma zorunluluğu yok. Hakim isterse Duruşma yapabilir buna da bir engel yok yani hakim tarafların bilgisine başvurma ihtiyacı duyuyorsa bu aşamada da bunun için tarafları duruşmaya çağırabilir buna da bir engel yoktur.

 

Mahkeme, davalının ileri sürdüğü zamanaşımı defini incelemiş ve alacağın zamanaşımına uğradığını tespit etmiştir. Mahkeme tarafları duruşmaya davet etmeden davayı zamanaşımı sebebiyle reddetmiştir. Sizce bu karar doğru mudur? Neden?

doğrudan konuya ilişkin düzenleme 142. maddede yapılmıştır ancak 142. maddeden biz sorunuzun doğrudan cevabını bulamıyoruz çünkü Önceleme duruşması tamamlandıktan sonra hakim tatbikata başlamadan önce hak düşürücü süreler ile… Karara bağlar diyor şimdi burada biz zamanaşımı açısından duruşma yapılacakmı yapılmayacak mı onu anlayamıyoruz hatta burada hangi aşamada bu inceleniyor o daha iyi netteyim adeta araya bir aşama daha sıkıştırılmış bir anlamda çıkarılıyor maddeden yani ön inceleme duruşması ndan sonra diyor tahkikatdan da önce diyor sanki araya bir usul kesiti daha sıkıştırmış gibi ama öyle bir usul kesiti de yok dolayısıyla kural olarak ön inceleme de bu incelenir karara bağlanır ama bazen bunun tahkikat aşamasında kalmasıda mümkündür dünkü keşif yapılması bilirkişi veyada sanık dinlenilmesi ihtiyacı ortaya çıkabilir ön inceleme de bunu yapabilir miyiz hayır yapamayız çünkü bunlar tahkikat işlemi dolayısıyla biz kanun koyucu’nun bu hükmü getirirken aslında biraz önünü sonunu çok fazla irdelemediğini anlıyoruz biraz tam olarak düşünülmeden hazırlanmış bir metin o anlamda tahkikat aşamasında da incelenebilir ön incelemenin sonunda da bunun incelenip karara bağlanması mümkündür bizim sorumuz açısından asıl Önemli olan Duruşma yapmadan bu karara bağlanabilir mi bağlanamaz mı? Duruşma yapmadan incelenebilecek olan hususlar 138. maddede belirtilmiştir bunlar ilk itirazlar ve dava şartlarıdır ilk itirazlar ve dava şartlarına ilişkin mahkeme duruşma yapmadan da incelemeyi tamamlayıp karara bağlayabilir ancak buna karşılık bu ilk itiraz ve dava şartlarında eksiklik yoksa davaya devam edilmesi gerekiyorsa bu durumda Ön inceleme duruşmasının yapılması zorunludur çünkü 139. maddeye göre bu durumda hakim tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tespit edecek tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar tespit edilirken de tarafları dinleyecez yani sadece dilekçeleri esas alarak bunu yapmayacağız tarafları da duruşmaya çağırıp onları da dinleyerek anlaştıkları anlaşamadıkları hususların tespit edeceğiz. Dolayısıyla zamanaşımı da usul hukukuna mı ilişkin maddi hukuka mı ilişkin ? maddi hukuka ilişkin ! sorunda maddi hukuka ilişkin bir sorun olduğu için tahkikatı kural olarak gerektirir bu anlamda zamanaşımı konusunda tarafların anlaşamadıkları tespit edilirse bunun tespiti de Ön inceleme duruşmasında yapılacaktır. İşte hakim bu tespiti yapacak ve buna ilişkin incelemeyi de duruşmalı yapacaktır duruşmasız inceleme yapılacak olan hususlar ayrıca belirtilmiş 138de bu zamanaşımı da ilk itiraz değil dava şartı değil maddi hukuka ilişkin sorun olduğu için duruşma yapmadan bunun inceleme karara bağlanması mümkün değildir. İnceleme duruşmasında bunu inceleyecek yani taraflar zamanaşımının dolup dolmadığı konusunda anlaşıyorlarsa bir tereddüt yoksa ayrıca incelemeye zaten gerek yok çekişme söz konusu olmaz ama taraflar anlaşamıyorsa o zaman ön inceleme duruşmasında bu tespitinin yapılması gerekir. gerekiyorsa buna ilişkin hazır ve incelemesi kolay olan belgeler varsa bunları da belge üzerinden inceleyebilir çünkü 142. madde kural olarak tahkikata geçmeden bu konuda karar verilmesini öngörür. Bu anlamda tahkikata geçmeden bu konuda karar verebilir ama duruşma yapmadan karar veremez. Soruda duruşmaya davet etmeden deniyor yani duruşmasız incelenemeyeceği için yanlış diyoruz. Dikkate geçmeden reddedebilir ama duruşma yapması taraflarında bilgisine başvurması gerekir bunu yapmadığı için yanlış.

A AŞ’nin başlangıçta zararının bir kısmı için dava açması mümkün müdür? Alacağının bir kısmı için dava açtığını kabul edersek, sonradan bu miktarı artırması mümkün müdür?

Talep olması gerekir? Taleplerde kısmi dava söz konusu olmaz dava konusu da 3000 TL’nin ödenmesi olduğuna göre yani 3000 TL her ay teslim edilecek soruda portakal bedeli zararı ne kadar onu belirtmemiş ama zararın bir miktar para olduğunu anlıyoruz portakalın teslim edilmemesi sebebiyle zarara uğradığını söylüyor buradaki zarardan kasıt maddi bir zarardır dolayısıyla bir miktar paranın istenmesi söz konusu olduğuna göre bu bölünebilen bir taleptir bölünebilen bir talep olduğu içinde davacının 109. maddeye göre kısmi dava şeklinde bunu açmasına bir engel yoktur. Bu nedenle kısmi dava açabilir kısmi dava açtığında sonradan bu miktarı artırması mümkün müdür? Neticeyi talebin artırılması kural doğal olarak mümkün değildir çünkü bu davanın genişletilmesi anlamına gelmektedir 141. maddeye göre de bu yasaktır ancak bunun iki yolla yapılması mümkün ya karşı tarafın açık rızası ile yapılabilir ya da ıslah yoluyla bunun yapılması mümkün olabilecektir.

Davacının alacağının bir kısmını talep ettikten sonra davaya geri kalan kısmı da dahil ettiğini varsayalım. Bu durumda alacağın sonradan dahil edilen kısmı için davalının zamanaşımı savunmasında bulunması mümkün müdür?

kısmi dava açısından özellikle dikkat edilmesi gereken nokta bu kural dava açıldığında zamanaşımı kesilir ancak kısmi dava açılmışsa sadece dava açılan kısım talep edilen kısım açısından zamanaşımı kesilir çünkü zamanaşımına kesen sebepler Borçlar kanunu nda düzenlenmiş Borçlar kanunu da diyorki dava açılmış olması veya talep edilmiş olması diyor bu ikisi de zamanaşımına kesiyor şimdi dava açılması dava açtım ama ben canım bir kısmını dava ettim o zaman tamam için zamanaşımı kesilmesi mümkün değil sadece dava edilen kısım açısından zamanaşımı kesilir dava edilmeyen geri kalan kısım açısından zamanaşımı süresi işlemeye devam eder dolayısıyla somut olayda davacı geri kalan kısmı ıslah yoluyla veya karşı tarafın rızasıyla davaya dahil etti bu durumda davalı taraf ıslahtan sonra savunma sebeplerinin ileri sürülme imkanının tanınması gerek kural olarak davalı savunmalarını cevap dilekçesi veya cevaba cevap dilekçesi ile yapar ama davalı açısından da sonradan savunma sebebinin ileri sürülmesi kural olarak mümkün değil ama ıslah yoluna başvurulduğunda davacı Yeni bir şeyi davaya dahil etmiş oluyor dolayısıyla davalı ya da bu yeni şeye ilişkin yani bu bir maddi vaka olabilir talep sonucunun değiştirilmesi genişletilmesi olabilir buna ilişkin savunma imkanının verilmesi gerekir işte bu nedenle davalı bakımından ıslah yoluna başvurulduğunu da sonradan davaya dahil edilen kısım açısından zamanaşımı defini ileri sürme imkanının tanınması gerekir.

Davalı B Ltd. Şti. de, A AŞ’ne teslim ettikleri 10 ton portakalın bedelinin ödenmediği iddiasıyla ayrı bir dava açarsa, bu iki davanın birlikte görülmesi mümkün müdür? Nasıl? B Ltd. Şti. bu talebi için ayrı bir dava açmadan da davanın aynı mahkemede görülmesini sağlayabilir miydi?

Öncelikle birinci kısım açısından 166. madde çerçevesinde davaların birleştirilmesi söz konusu olabilir burada çünkü iki dava arasında bağlantı varsa davaların birleştirilmesi mümkündür bağlantısının da ne anlama geldi kanunda belirtilmiştir birisi hakkında verilecek olan karar diğerini etkileyecek nitelikte ise bu durumda iki dava arasında bağlantı var demektir aynı veya benzer olaylardan kaynaklanmışsa yine bu iki dava arasında bağlantı var demektir somut olayda da vaka aynı yani uyuşmazlığı doğuran olay aynı olduğu için bu durumda bu iki davanın birlikte görülmesi için davaların birleştirilmesi talep edilebilir davaların birleştirilmesi açısından 166. maddede iki ihtimal düzenlenmiş aynı yargı çevresi içinde ya farklı yargı çevresi içinde somut olayda buna ilişkin bize bir bilgi verilmemiş o zaman kısaca şöyle diyebiliriz aynı yargı çevresi içinde bulunan aynı düzey ve sıfatdaki mahkeme ise ya da aynı düzeyde ve sıfatta mahkeme olması gerektiğini olaydan çıkarıyoruz çünkü somut olaya göre görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. ikisinde de davaya asliye ticaret mahkemesinde bakılacak dolayısıyla bu anlamda aynı düzey ve sıfatdaki mahkeme olduğunu tespit ediyoruz ama aynı yargı çevresinde mi farklı yargı çevresinde mi onu bilmiyoruz somut olayda bu verilmemiş aynı yargı çevresinde ise hakim her zaman birleştirme kararı verebilir taraflarda talep edebilir fakat farklı yargı çevrelerinde ise sadece taraflar bunu talep edebilecektir bu durumda aralarında bağlantı olup olmadığını ikinci davaya bakan mahkeme inceler bağlantısı varsa birleştirme kararı verir dosya ilk davanın görüldüğü mahkemede birleşir ve mahkemede bu kararla bağlıdır. Aynı mahkemede daha başlangıçta bunun görülmesini sağlayabilir miydi B ltd şirketi? Karşı dava olarak açılması gerekir yani davalı B şirketi cevap dilekçesi verirken karşı dava dilekçesi de verirse veya karşı davaya ilişkin talebini bu cevap dilekçesinde ileri sürerse bu durumda daha başlangıçta davasını aynı mahkemede açmış olur bunun içinde derdest bir davanın olması gerekir aynı yargı koluna tabi olan bir davanın olması gerekir ve aynı zamanda iki talep arasında iki dava arasında bağlantının olması gerekir somut olay açısından da bu şartlar mevcut olduğundan karşı dava olarak açılması mümkündür daha başlangıçta bunu ileri sürüp aynı mahkemede görünmesini sağlayabilir. ( Islahla bunun yapılması mümkün değildir

Çünkü karşı dava açısından kanun ancak cevap dilekçesi ile birlikte açılması imkanını öngörmüştür İkinci cevap dilekçesinde de mümkün değil.)

İlk derece mahkemesinin davayı reddettiğini varsayalım. Bu karara karşı istinaf yoluna başvurulduğunda bölge adliye mahkemesinde tarafların isticvap edilmesi mümkün müdür?

Bölge adliye Mahkemesi ne başvuru olduğunda bölge adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını kaldırıp tekrar tahkikata başlıyorsa Bu durumda tahkikat işlemi niteliğinde olan isticvabın yapılmasında bir engel yoktur çünkü isticvap tek başına delil olmamakla birlikte delil elde etme yolu yöntemidir. Dolayısıyla bu da bir tahkikat işlemidir bölge adliye mahkemesinde de ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış ve tahkikat işlemleri yapılıyorsa bizzat kendisi yargılama yapıp karar verecekse o zaman tahkikat işlemini niteliğindeki isticvabın yapılmasında da bir engel yoktur. Ama bölge adliye mahkemesi istinaf talebini reddetmişse doğal olarak o zaman zaten istinaf aşamasında tahkikat yapılıyor tahkikat yapılmadığı için isticvapta yapılamaz ama somut olay bakımından bu ayrılığa dikkat çekilmemiş o zaman bu şeyi özellikle vurgulamak gerekir yani Bölge adliye mahkemesi nde tahkikat yapılıyorsa ancak o zaman isticvap yapılabilir.

Açılan davada ispat yükü kimin üzerindedir ve hangi vakıayı hangi delillerle ispat etmesi gerekir?

Senetle ispat zorunluluğu vardır. Kesin delillerle ispat edilebilir kesin delil dediğimizde senet yemin  kesin hüküm anlaşılır bunlardan birisi ile ispat edebilir. Aralarındaki sözleşme sebebiyle davalı tarafın portakal teslimat yapması gerektiğini ileri sürecek yani aralarındaki hukuki ilişkiye dayanıyor onu ispat edecek aralarındaki hukuki ilişki de sözleşme varlığı sözleşmeyi ispat edecek öncelikle sözleşme hukuki İşlem niteliğinde olduğuna göre miktarda 2500 TL’nin üzerinde olduğuna göre kesin delillerle ispat olur yani senet yemin kesin hüküm bunlardan birisi de bunu ispat etmesi gerekir.

 A AŞ’nin delil olarak mahkemeye ibraz ettiği ve taraflarca hazırlandığı iddia edilen sözleşme altındaki imzanın davalı şirket yetkilisi tarafından inkar edildiğini varsayalım. Bu iddia üzerine mahkemenin nasıl hareket etmesi gerekir?

Şirketi temsil eden ve imza kendisine ait olduğu iddia edilen kişi imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek imzayı inkar etmiş oluyor yani senedin sahteliğini ileri sürmüş oluyor bu bir sahtelik iddiası oluyor dolayısıyla burada adi senet var yani resmi bir merci katılımıyla hazırlanan bir senet söz konusu olmadığı için adi senettir adi senedin sahteliği ileri sürüldüğünde o senet herhangi bir işleme esas alınamaz senedin sahte olmadığı tespit edilinceye kadar delil olarak kullanılması mümkün değildir adi senetlerde senedin sahte olup olmadığının tespit edilmesi açısından da bu 211. maddede sahtelik incelemesi öngörülmüştür. Kanunda belirtilen sıraya göre bu sahtelik incelemesinin yapılması gerekir bunun için öncelikle taraf isticvap verilecek imzayı inkar eden kişi isticvap edilecek isticvaptan hakim bir sonuca ulaşabilirse buna göre kararını verebilir ancak isticvaptan bir sonuca ulaşamazsa bu durumda o kişiyi çağırıp ayrıca mahkeme huzurunda mahkeme önünde yazı yazdırılır imza attırılır buradan bir sonuca ulaşabilirse yine hâkimin karar vermesi mümkündür buradan da sonuca ulaşamazsa bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verir bilirkişi incelemesi yapılarak senedin sahte olup olmadığı yani senetteki imzanın şirket yetkilisine ait olup olmadığının tespit edilmesi sağlanmaya çalışılır. Senedin sahte olduğu tespit edilirse de senet iptal edilir altına iptal şerhi düşülür.

Bu konuda B Ltd. Şti’nin ayrı bir dava açması mümkün müdür?

Derdest bir dava var derdest davada senedin sahteliği ileri sürüldü ayrı bir sahtelik davası açılabilir mi bu soruluyor. Bir davanın konusu derdestlik için üç şartın da aynı olması gerekir; taraflar , dava sebebi , dava konusu burada dava konusu farklı birisinde sahtelik iddia ediliyor diğerinde alacak davası. m208/3 göre senedin sahteliğinin ayrı bir dava olarak açılması mümkündür ya da görülmekte olan dava da ön sorun olarak incelenip karara bağlanması da mümkündür ancak genel olarak kabul edilen görüşe göre derdest dava da senedin sahteliğinin incelenip karara bağlanması mümkünse ayrı bir sahtelik davası açılmasında hukuki yarar yoktur. Dolayısıyla bu mahkeme yani asıl davaya bakan mahkeme bunu ön sorun olarak inceleyip karara bağlayacaktır ayrı bir sahtelik davası açılamaz bu durumda. Ama alacak davası açılmadan önce sahtelik davası açılsaydı ayrı bir dava olacaktı o zaman daha sonra alacak davası açılırdı bu ayrı bir durum bu durumda ayrı dava olabilir ama derdest dava da görülmesi mümkünse ayrı bir dava açılamaz.

Bahse konu sözleşme noter önünde düzenleme şeklinde yapılmış olsaydı, (a) ve (b) seçeneğindeki cevabınızda değişiklik olur muydu?

davalı olarak mutlaka ayrı bir dava açılması gerekiyor burada 208. maddenin dördüncü fıkrası nda bu düzenlenmiş resmi senetler açısından. Resmi senetlerin sahteliği ileri sürüldüğünde senedin sahteliğine senedi resmiyet kazandıran merci de katılmış demektir yani resmi senet olduğuna göre bu resmi senetle sahtelik olduğuna göre O zaman buna resmi merci de katılmıştır dolayısıyla senede resmiyet kazandıran merci de davalı olarak gösterilecektir aynı zamanda senedi kullanan senet elinde bulunan kişi de davalı olarak gösterilecektir. Dolayısıyla mevcut derdest davada resmi senedin sahteliğinin incelenmesi mümkün değildir ayrı bir dava açılması zorunluluğu ortaya çıkacaktır. Bu nedenle de somut olay bakımından ayrıca sahtelik davası açılması gerekmektedir hatta 208. maddenin 4. fıkrasında hakimi bu konuda yetki de verilmektedir. Yani açılmış bir sahtelik davası yoksa hakim dava açması için ilgili tarafa süre verebilir denilmektedir. Dolayısıyla bu çerçevede hareket edilecek ayrı bir dava açılacaktır. Resmi senedin sahteliği ileri sürüldüğünde a şıkkı düşünülünce orada ön sorundu burada bekletici bir sorun olur bu yönüyle farklılık var. Adi senedin sahteliği ileri sürüldüğünde o delil olarak kullanılamaz senedin sahte olmadığı tespit edilinceye kadar delil olma niteliğini kaybeder buna karşılık resmi senette senedin sahte olduğu tespit edilince kadar delil olma niteliği kaybolmayacaktır delil olarak kullanılabilecektir.

Davacı yapılan sözleşmeye dayanarak icra takibi başlattıklarını, bu icra takibinde sözleşmenin aslını icra dairesine teslim ettiklerini, ancak sözleşmenin aslının icra dairesinde kaybolduğunu, ellerinde sadece bir fotokopinin kaldığını ileri sürerse, mahkemenin bu fotokopiyi delil olarak değerlendirmesi mümkün müdür? Mümkün ise neden ve nasıl? Mümkün değilse davacı bu vakıayı nasıl ispat edebilir?

İspat açısından senetle ispat zorunluluğu kuralı geçerlidir çünkü hukuki işlem miktarı 2500 TL’nin üzerinde dolayısıyla senette ispat zorunluluğu var senetle ispat zorunluluğu olan hallerde istisnalardan birisi de yoksa o zaman senet kesin hüküm yemin delil ile ancak ispat olur. Fotokopi delil değildir dolayısıyla fotokopi bu davada delil olarak kullanması mümkün değildir devamında da icra dairesine teslim ettiklerini ve icra dairesinde belgenin aslının kaybolduğunu ileri sürüyor işte o zaman senetle ispat zorunluluğuna getirilen istisnalara bakacağız istisnalardan birisini teşkil ediyor mu etmiyor mu ona bakacağız 203. maddenin e bendi Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen Bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu … tanıkla ispat mümkündür. Yani somut olayda davacı ne diyor elimdeki senedi sözleşmeyi ben icra takibi için icra dairesine verdim diyor ve icra dairesinde bu kayboldu diyor dolayısıyla resmi bir merci de bu kayboldu dediği için bunu ispat ederse veyada bunlara ilişkin bilgi emare sunarsa mahkemede bu olayın gerçekleştiği kanaatine varırsa ancak o zaman tanık dinlenilmesi mümkündür tanıkla ispat edilebilecektir dolayısıyla tanık bilirkişi ve keşif deliline başvurulması mümkün olabilir.

Davacı iddiasını başka delillerle ispat edememiştir. Bu durumda davacıya ne yapmasını tavsiye edersiniz? Bunun sonuçları nelerdir?

burada akla gelecek şey ispat yükü kendisine düşen taraf bunu yerine getirememişse son çare olarak karşı tarafa yemin teklif etmesidir yemin teklifi üzerine karşı taraf çağrıldığı duruşmaya (yemin davetiyesi gönderilecek) gelmezse o olayı ikrar etmiş sayılır çağrıldığı duruşmaya gelir yemin etmezse yine ikrar etmiş sayılır yemin ederse yemin ettiği şekilde olayın gerçekleştiği kabul edilir bir diğer ihtimalde yemini iade edebilir karşı tarafa iade edebilir çünkü somut olay bakımından vaka ortak bir vakadır ortak vakıa olan durumlarda da yeminin iade edilmesi mümkün olabilecektir.

Medeni Usül Pratik Çalışma 1

Medeni Usül Pratik Çalışma 3

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir