İçeriğe geç

İdari Davanın Tarafları – İdare Hukuku Notları #5

DAVANIN TARAFLARI
Dilekçemiz de davalı ve davacı bulunmaktadır.
Herkes davacı olamaz. Çünkü davacı olabilmek için kişinin dava konusu uyuşmazlıkla arasında bir bağ olması gerekir.
İptal davası söz konusu ise; kişi ile dava arasında menfaat ilgisinin kurulması gerekir.
Tam yargı davası söz konusu ise; bir hak ihlali olmalıdır.
Tam yargı davasında, zararın giderilmesi talep edilir. O zararı benim görmüş olmam, hakkımın ihlal edilmiş olması anlamına gelir. Örneğin; idare bir çukur kazmış ve amcam çukura düşüp yaralanmış, işe gidememiş ise bundan zarar gören kişi ben olmadığım için dava açamam. Ancak amcamın elde ettiği gelir bizim geçinmemizi sağlıyorsa böyle bir bağ kurulabilirse, bundan dolayı uğranıla bir zarar söz konusu olabilir.
Sonuç olarak; tam yargı davasında zarar gören kişi davacı olabilir. Zararı görenin davacı olmasının teknik karşılığı, hakkı ihlal edilen kişi olmasıdır.
Menfaatin ihlal edilmesi daha geniş kapsamlıdır. İptal davalarında, aranan menfaatin ihlal edilmesinin 3 unsuru vardır:
1)      Kişisel
2)      Güncel
3)      Meşru bir menfaat olmalıdır.
Kişisel menfaat yönünden, dolaylı yönden menfaatin etkilenmesi söz konusu olmaz.
Örneğin; Bir doktor tedavi merkezi açacak ve bunun için ruhsat alması lazım. Ruhsat başvurularını yaptığı sırada, devlet hastanesinde çalışan iki hemşireye tedavi merkezi açacağını ve oradan istifa edip yanında çalışmalarını söylemiştir. Hemşireler istifa etmiştir fakat doktor ruhsat için gerekli şartları yerine getiremediğinden ruhsatı alamamıştır ve bu yüzden de tedavi merkezi açılamamıştır. Doktora bu ruhsat verilmeyince hemşireler, açılacak tedavi merkezinde çalışacakları için istifa ettikleri ve ruhsatın verilmemesinden dolayı menfaatlerinin etkilendikleri gerekçesiyle, ruhsat talebinin reddine yönelik işlemin iptali için mahkemeye dava açıyor. Fakat mahkeme burada dolaylı bir etkilenme gördüğü için, bu davayı ruhsat talebi başvurusunda bulunan doktorun açabileceği kararını vermiştir. Yani menfaatleri direkt ihlal edilmiş kabul edilmediği için menfaat bakımından davacı olamamışlardır.
Meşru bir menfaat olması ise hukuka uygun olmasıdır.
Buradaki genel problem, güncel ve kişisel menfaat olma meselesidir. Klasik örneklerden biri baroların dava açma meselesidir. Barolar birçok konuda dava açarlar. Bazen yargı kararlarında, baroların sosyal toplum boyutu olan konularda dava açmasında, avukatların hukuk hizmetlerini gerçekleştirdiği gerekçesiyle menfaat bağının olduğu kabul edilir.
Sonuç olarak; idari yargıda dava açabilmek için ehil olmanın şartı, iptal davasında menfaatimizin ihlal edilmiş olmasıdır. O menfaat; kişisel, güncel ve meşru olmalıdır.
Tam yargı davasında ehil olmak ise; bir hakkımızın ihlal edilmiş olması yan, uğranılan zarara sizin uğramış olmanızdır. Ancak sizin uğradığınız zarardan dolayı başkası da zarara uğrarsa tam yargı davası açabilmesi mümkündür.
Davalı hangi idare olacak?

Bir iptal davasında, işlemi yapan idarenin davalı olması gerekir.
Tam yargı davasında ise eylemden dolayı zarar görüldüyse, o eylemden sorumlu idarenin davalı olması gerekir.
İdari davalarda genel yetki:
Madde 32 – 1. … Dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.
Bundan hareketle iptal davasında teorik kuralımız şu; işlemi yapan idari mercii kimse o davalı olarak gösterilir. Fakat uygulamada zaman içerisinde oturmuş kuralımız; davalı olarak işlemi yapan idari makamın yanında, o makamın bağlı olduğu tüzelkişilik de davalı olarak gösterilir.
Devlet tüzelkişiliğine bakarsak; bakanlar, taşra teşkilatındaki valiler vs. bir bütündür. Dolayısıyla devlet tüzelkişiliğini temsile yetkili olan idari organ kimse o davalı olarak gösterilir.
Örneğin; Aile ve sosyal politikalar il müdürlüğünün işlemi söz konusu ise illerde valiler devlet tüzelkişiliğini temsil ettiği için davalı olarak “İstanbul Valiliği” yazılır. Altına da “Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü” yazılır.
Bunun böyle yazılmasını sebebi ise, örnekle gidecek olursak, ne hukuk fakültesinin ne de il müdürlüğünün bünyesinde hukuk hizmetleri sunan birimleri yoktur. Üniversitenin fakültesine karşı bir dava açıldığı zaman, mahkemelerde bunun hukuki savunmasını yapacak olan hukuk birimleri, fakültenin bağlı olduğu tüzelkişilik bünyesinde vardır. Yani illerde il müdürlüklerinin hukuki birimi yoktur ama valiliğin vardır.
Tam yargı davasında ise, davalı olarak kamu tüzelkişiliğini temsil eden organın yer alması daha büyük bir zorunluluktur. Çünkü temsili organın bir bütçesi yoktur ancak tüzelkişiliğin izin verip, bütçe ayırmasıyla temsili organ bunu yapabilir.

İdare davacı olabilir mi?
Kural olarak; farklı iki kamu tüzelkişiliği söz konusu ise, idare başka bir idareye dava açarak davacı olabilir.
Bunun istisnası, en klasik örneği, kültür varlıklarının korunmasıyla ilgili olandır. Aynı tüzel kişiliği içinde olsa bile aralarında hiyerarşik bağı olmayıp, birbirlerinin kararlarını değiştirebilme, emir ve talimat vermek şeklinde bağ olmayan bir durum söz konusu ise -kültür bakanlığı ile kurullar arasında olduğu gibi- birbirlerine karşı yani bakanlığın, kurulun kararlarına karşı dava açabileceği kabul edilir.  
Ancak idarenin özel hukuk kişisine dava açabilmesi kural olarak mümkün değildir. Bunun sebebi de idari yargının mantığının idarenin işlemlerinden ve eylemlerinden dolayı yargılanmasıdır. Ayrıca idare zaten üstün yetkilerle donatılmış bir yapıdır. Bu yüzden bir işlemi uygulamak ya da uygulatmak için ayrıca bir yargı yoluna başvurma zorunluluğu söz konusu değildir.
Özel hukuk kişileri davacı olabilir mi?
Bir kamu hizmetinin özel hukuk kişileri tarafından yerine getirilmesi söz konusu ise, o özel hukuk kişisine dava açılabilir. Fakat uygulamada mahkemeler, öze hukuk kişisinin ilişkili olduğu idari organın da davalı olarak gösterilmesini istiyor.
Örneğin; Türk Telekom, şu anda -iletişim alanında özelleştirmenin bir kamu hizmeti görülüş usulü olarak kullanıldığı yöntemle- iletişim faaliyeti konusunda kamu hizmeti görüyor. Buna karşı bir dava açılacağı zaman davalı olarak Türk Telekom’un yanında, idarenin içerisinde Türk Telekom’un yaptığı ile ilgili olarak hangi idari organ ilişkiliyse (BTK) onun da davalı olarak gösterilmesi gerekir.
Sonuç olarak; kamu hizmetinin özel hukuk kişileri tarafından yerine getirilmesi söz konusu ise dilekçeye hem idare hem de özel hukuk kişinin yazılması gerekir.
Eğer Türk Telekom’un -kendisine verilen görev ve yetki çerçevesinde- kendi inisiyatifini kullanarak yaptığı bir işlem söz konusu ise orada BTK’ya(Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu)  yönelik bir yaptırım söz konusu olmaz ama BTK’nın talimatı doğrultusunda Türk Telekom’un yaptığı bir işlemden dolayı zarar çıktıysa birlikte sorumlu olmaları söz konusu olabilir.

Etiketler: idari davada taraflar, idari davada hangi idare davalı, hangi idareye dava açılmalı, özel hukuk kişisi davacı, yetkili idare, idari davada yetkili idare, devlet dairesi dava açabilir mi

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir