İçeriğe geç

Mülkiyet Hakkı – Bütünleyici Parça ve Eklenti

MÜLKİYET

Mülkiyet, bir nesne üzerinde kullanma, yararlanma, tasarruf etme yetkisi veren bir ayni haktır. İstisna olarak bazen ortada bir nesne olmadığı halde mülkiyet hakkının varlığından bahsedilmektedir. Bu istisna haller kanun koyucu tarafından belirlenir.

ÖRNEK: Elektrik, hacim sahibi değildir. Dolayısıyla bir eşya değildir. Ancak elektriğe eşya değildir dersek ayni hakka da konu olamaz demiş oluruz. Ayni hakka konu olmadığı için de üzerinde tam bir koruma sağlayamayız. Dolayısıyla elektriği koruyabilmemiz için maddi bir varlığa sahip olmamasına rağmen nesnelere ait kuralları kıyasen uyguluyoruz.

Mülkiyet hakkı ayni hak olduğu için ayni hakların temel özelliklerini taşır. Bu özelliklerden en önemlisi ise zaman aşımına tabi olmamaktır. Bir diğer temel özellik ise mutlak olmadır.

Mülkiyet hakkının ayni haklardan farkı; mülkiyet hakkının anayasal güvence altına alınmış olmasıdır. Yani devlet veya kamu kurumları, özel mülkiyete dokunamaz.

MÜLKİYET HAKKININ TANIDIĞI YETKİLER

MK m.683 göz önünde tutulursa mülkiyetin bir kısım aktif, bir kısmı koruyucu olmak üzere iki grup yetki sağladığı anlaşılır:

1. Aktif yetki

Mülkiyet hakkının sağladığı aktif yetki, mülkiyetin olumlu yetkileri de denilebilir. Bu yetki “hukuk düzeninin sınırları içinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yekisidir. Bu aktif yetki, malın fiilen kullanılması, ürünlerin toplanması, malda değişiklik yapılması gibi fiili tasarrufları içine aldığı gibi, malı başkasına devretme, üzerinde ayni hak kurma gibi hukuki tasarrufları da kapsar. Yani buradaki tasarruf yetkisi ile iki şey kastedilir:

  1. Hukuksal tasarruflar:
    Hukuksal tasarruf, her türlü hukuki işleme konu olabilmektir.
    ÖRNEK: Mülkiyeti devretmek, irtifaka konu etmek, feragatNOT: Feragat ayni haklarda söz konusu olan bir işlemdir.
    İbra alacak haklarında söz konusu olan bir işlemdir.
    Feragat tek taraflı bir hukuki işlemdir. Ayni hakkın muhatabının onayına gerek yoktur.
    Alacaktan ibra sözleşmesi yaparak vazgeçilebilir. Yani borçlunun onayı olmadan sözleşme yapılamayacağı için ibra da tek taraflı irade beyanı yeterli olmaz.
  2. Fiili tasarruflar:
    Fiili tasarruf, nesnenin fiili varlığına dönük hareketleri ifade eder.
    ÖRNEK: Nesnenin kısmen veya tamamen yok edilmesi, kırılması…

Mülkiyet hakkı çok geniş yetkiler verir fakat bu yetkilerin kullanımında iki temel sınırlama vardır:

Mülkiyet Hakkı Sınırlama

  1. Anayasal sınırlama (Kamulaştırma):
    Anayasanın 35.maddesinin son fıkrasında yer alan kısıtlamadır. Bu hükme göre, “mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz”. Buradan da kamulaştırma doğmaktadır. Toplumun yararı bir nesnenin kamulaştırmasını gerektirirse devlet hukuk kuralları çerçevesinde nesneyi kamulaştırabilmektedir.
  2. TMK m.2 (İyi Niyet): İkinci kısıtlama ise MK m. 2’de yer alan, hakkın dürüst şekilde kullanılması, kötüye kullanılmaması kuralıdır.
    ÖRNEK: Bir babanın, kendisinin malik olduğu bir taşınmazda bulunan karısının mezarını, oğlunun ziyaret etmesine müsaade etmemesi hakkın kötüye kullanılması olarak kabul edilmiştir.
    ÖRNEK: Bir taşınmaz malikinin komşusunun denize olan manzarasını kesmek maksadı ile bahçe duvarı üzerine tahta perde çekmesi hakkın kötüye kullanılması olarak görülmüştür.
    ÖRNEK: Birinci katta oturan bir kişi pencerelerini demirle kaplatmıştır. Hırsızlar ise demirlere basarak ikinci kata çıkmış ve ikinci kattaki eve girmiştir. İkinci kat sahibi, sen demir yaptırdığın için evime kolaylıkla hırsız girebildi dolayısıyla benim zararımı ödemen gerekiyor diyerek birinci kat sahibine dava açmıştır. Birinci kat sahibi de mülkiyet hakkından doğan yetkileri kullanarak demir yaptırdığını ve bu yetkinin yasal dayanağının bulunduğunu dolayısıyla da mülkiyet hakkından doğan yetkilerin kullanımının hukuka aykırı fiil oluşturmayacağını ifade etmiştir. İkinci kat sahibi ise mülkiyet hakkından doğan yetkilerin TMK m.2 ile sınırlandırıldığını ve bu sınırı aştığı için birinci kat sahibinin yetkisini hukuka aykırı kullandığını ifade etmiştir.
    Olaya baktığımızda ikinci kata hırsız girdiğine göre birinci kat sahibi malikinin pencerelerini demirle örmesi güvenlik anlamında haklı oluğunu gösterir. Dolayısıyla bu durumda demir yapılması hakkın kötüye kullanımı olması anlamına gelmez. Ancak maliyet aynı olmasına ve teknik imkanlar da müsait olmasına rağmen hırsızın basıp yukarı çıkamayacağı demirleri yapmak yerine, şurada bir eve çıksam tarzı bir demir yaparsanız orada hakkın kötüye kullanımı olabilir.

2. Pasif yetki

Mülkiyeti koruyucu yetkilere, mülkiyetin olumsuz içeriği de denilmektedir.
Pasif yetkiler, mülkiyet hakkını korumak için kanunların malike tanıdığı yetkilerdir.

TMK m.683’de mülkiyet hakkını koruyan özel davalardan bahsedilmiştir. Ancak mülkiyet hakkı sadece TMK m.683/2 ile korunmaz. Mülkiyet hakkı başkaca hukuksal nedenlerle de korunabilir.

Mülkiyet hakkını korumak:

  1. Arada sözleşme ilişkisi varsa sözleşme temelli davalar
  2. Haksız fiil davası
  3. Zilyetlik ve menkul davaları
  4. 683/2’den doğan davalar
    —MK 683’ün belirttiği iki dava doğrudan doğruya mülkiyet hakkına ait yetkilerdir.
    —Biz burada mülkiyete ait iki davayı belirtmekle yetineceğiz.

İstihkak davası:

Malikin, haksız ve doğrudan zilyede karşı doğrudan zilyetliği elde etmek amacıyla açtığı davaya istihkak davası denir.

İstihkak davasını kim açar? kimler açabilir?

Gerçek malik davayı açar. Yani tapuda adı gözükmediği halde şeklen malik olmadığı halde gerçekte malik olan kimse bu davayı açabilir.
İstihkak davasını açacak şahıs malik olduğunu ispat edecektir. Yani ispat yükü davacıdadır.

NOT: İstihkak davasını malik açar ama sınırlı ayni hak sahipleri de malik olmadıkları halde istihkak davası açabilir.

İstihkak davasında davalı kimdir?

İstihkak davasında davalı taraf Haksız doğrudan zilyettir.
İstihkak davasında amaç taşınırlarda malın iadesi ya da taşınırın geri verilmesidir. Taşınmazlarda ise tapu sicilinin düzeltilmesidir. Yani taşınırlarda zilyetlik ile taşınmazlarda tapuda adın gözükmesi eşittir.

NOT: Taşınmazlarda istihkak davası tapu sicilinin düzeltilmesi şeklinden görünüm kazandığı için istihkak davası eşittir tapu sicilinin düzeltilmesi denemez. Çünkü tapu sicilinin düzeltilmesi davasının kendisine has özellikleri vardır ancak tapu sicilinin düzeltilmesi davası, istihkak davasını kapsamaktadır denebilir.

ÖRNEK: Tapuda Ayşe’nin adı yazılıdır. Ayrıca Ayşe gerçek maliktir. Ancak Ahmet Ayşe’nin taşınmazını işgal etmiş ve Ayşe’nin kullanmasına izin vermemektedir. Burada istihkak davası açmaya veya tapu sicilinin düzeltilmesi davası açmaya lüzum var mıdır?

Tapuda Ayşe’nin adı yazılı olduğu için tapu sicilinin düzeltilmesi davası açılmasına lüzum yoktur. Fakat Ahmet Ayşe’nin taşınmazını kullanmasına izin vermediği için dogmatik olarak baktığımızda aslında istihkak davası açılabilir. Ancak tapu sicili hukukunda sicil zilyetliği kavramı söz konusudur. Yani sicilde kimin adı yazılıysa o aslında taşınırlardaki zilyetlik statüsünü kazanmış olur. Ayşe’nin adı tapuda yazılı olduğuna göre sicil zilyetliği ona aittir. Bu yüzden de istihkak davası açılmasına lüzum yoktur. Bu durumda mülkiyet hakkına bir saldırı söz konusu olduğu için el atmanın önlenmesi davası açılabilir.

Bunun sebebi ise istihkak davasıyla amaçlanan şeyin taşınırlarda malın geri verilmesi, taşınmazlarda ise sicilin düzeltilmesi olmasıdır. Yani taşınıra zilyet olmak ile sicil zilyetliği eşdeğerdir. Ayrıca istihkak davası zilyetliği yeniden kazandırmak amacıyla açılır. Sonuç olarak, Ayşe’nin zaten zilyet olduğu bir şey için tekrar zilyetliği kazanmak amacıyla bir dava açması lüzumsuzdur.

İstihkak davası zaman aşımı süresi? zaman aşımına tabi midir?

İstihkak davası zamanaşımına tabi değildir. Ancak taşınırlarda ve taşınmazlarda olağan zamanla mülkiyet kazanımı dolaylı olarak istihkak davasını süreyle sınırlayabilir.
İstisna olarak mülkiyet hakkının süreye tabi olduğu durumlarda istihkak davası da süreye tabi olur.(ÖR: Üst hakkı irtifak hakkıdır ama üst hakkı çerçevesinde bir kimse bir başkasının arazisi üzerinde yapı inşa edip o yapının maliki olabildiği için üst hakkı, mülkiyet hakkı bahşeder.)

ÖRNEK: Taşınmaz Ahmet’in ancak Ayşe kendisini taşınmazın maliki sanmaktadır. Ayşe taşınmaza aralıksız ve davasız olarak 10 yıl süreyle bu durumunu korumuştur. Dolayısıyla Ayşe’nin hukuksal alanından kaynaklanan bir süreyle bağlantılı mülkiyet kazanımı durumu vardır.
Bizim sistemimizde bir nesne üzerinde 2 bağımsız mülkiyet olamaz. Bu yüzden de Ahmet artık mülkiyetini kaybetmiş olur ve mülkiyet Ayşe’ye geçer. Buradan 10 yıl içinde istihkak davası açmazsanız mülkiyeti kaybedersiniz anlamı çıkmaz. Burada Ahmet’in mülkiyetini kaybetmesi süreden kaynaklanmıyor. Ahmet, bir başkası mülkiyeti kazandığı için mülkiyetini kaybediyor.

El atmanın önlenmesi davası:

Malikin zilyetliğine karşı bir saldırı mevcut veya bir saldırı tehlikesi varsa malik mülkiyet hakkını korumak için bu saldırının ya da el atmanın ya da tecavüzün sonlanması ve önlenmesi için açılan davaya el atmanın önlenmesi davası denir.
El atmanın önlenmesi davasında şu hususlar iddia edilir ve ispatlanır:

  • Davacı malik olduğunu ispat eder.
  • Davacı, davalının saldırıda bulunduğunu, el attığını, tecavüzde bulunduğunu iddia ve ispat eder.
  • Saldırının hukuka aykırı olduğu ispat edilir.
  • Davalının kusurlu olup olmadığı tartışması yapılmaz.

El Atmanın önlenmesi davası kimler açabilir?

Bu dava öncelikle mülkiyet hakkı haksız saldırıya uğramış malik tarafından açılabilir.
Sınırlı ayni hak sahiplerinin de el atmanın önlenmesi davası açabilecekleri kabul edilmektedir.

El Atmanın Önlenmesi Davasında Davalı kimdir?

Haksız yere müdahalede bulunan kimsedir.

El Atmanın Önlenmesi Dava Süresi, Zamanaşımı Süresi

El atmanın önlenmesi davası herhangi bir süreye tabi değildir. Fakat saldırı veya saldırı tehlikesi devam ederken açılabilir. Saldırı bitmişse haksız fiil kökenli veya sözleşme temelli tazminat davası açılabilir.

ÖRNEK: Tapuda Faruk’un adı yazılı evde Ayşe oturmaktadır. Oturmak bir saldırıdır. Dolayısıyla da Faruk, Ayşe evi boşaltsın diye el atmanın önlenmesi davası açmıştır. Öncelikle Faruk’un kendisinin malik olduğunu ispatlaması gerekir. Bu tapudan bir belge alınarak yapılır ve kişinin malik olduğu ortaya çıkar. Sonrasında Ayşe’nin o evde oturduğu ispat edilir. Bu muhtardan ikametgah almak veya evin faturalarını almak şeklinde olabilir. Ayrıca Ayşe’nin evde oturmasının haksız olduğu ispat edilir. Hakim ise bu evin Faruk Beye ait olduğu belli der ve Ayşe Hanıma o evde neye dayanarak oturduğunu sorar. Eğer Ayşe kiracıyım gibi bir dayanak ortaya koyamazsa haksız olduğu ortaya çıkar.

ÖRNEK: Malik A hacca gitmiştir. B ise evi bir başkasına kiralamıştır. A hacdan dönünce el atmanın önlenmesi davası açarak evdeki kiracıları evden çıkarabilir. Çünkü burada evdeki kiracıların gerçek durumu bilip bilmemesi, kusurlu olup olmaması önemli değildir. Önemli olan ortada bir hukuka aykırı saldırı bulunmasıdır.

SORU: Ayşe’ye ait araziden Fatma’nın meyveleri toplanması durumunda el atmanın önlenmesi davası mı istihkak davası mı yoksa başka bir dava mı açılır?
Cevap: Burada kullanma ve yararlanmaya engel yoktur. Çünkü meyveler toplanıp götürülmüştür. Ancak burada mülkiyete tecavüz vardır. Arazi malikine ait olan bir şey alınmıştır. Bu nedenle Ayşe, meyvelerin Fatma’dan alınıp kendisine verilmesini ister. Yani açılacak dava istihkak davasıdır.

NOT: El atmanın önlenmesi davasında malik mülkiyet hakkını ve vuku bulan saldırıyı ispat etmek zorundadır. Bu açıdan saldırı halinde, zilyetliğin korunması amacını güden ve hak sahipliğinin ispatını gerektirmeyen saldırının sona erdirilmesi davasından farklıdır.

MÜLKİYETİN KONUSU VE KAPSAMI

Bir ayni hak olan mülkiyetin konusu, eşyadır. Eşya Hukukunun belirlilik prensibi uyarınca, ancak bağımsız varlığı olan belirli bir şey, bütün halinde bir mülkiyet hakkına konu teşkil edebilir. Ancak mülkiyet hakkının istisnaları mevcuttur.

Mülkiyet Hakkının İstisnaları

  • Taşınmazlar üzerinde kurulan bir üst hakkı istisnadır
    A’nın arazisi üzerinde B lehine üst hakkı kurulduğunda, üst hakkı uyarınca arazi üzerine bir yapı inşa edilirse yapının mülkiyeti B’nin, arazinin mülkiyeti A’nın olur. Arazi; altındaki ve üstündekilerle bir bütün olduğu halde arazi üzerindeki bir yapının mülkiyeti bir başkasına ait olur.
  • Mecra irtifakı istisnası

Eğer bu istisnalardan biri yoksa eşya bir bütündür ve üzerinde tek bir mülkiyet vardır.

NOT: Tek mülkiyeti birden fazla şahıs paylaşabilir. Yani mülkiyet tek, sahibi birden fazla kişi olabilir. Ama bu durum TMK’ya göre böyledir. Örneğin, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa göre; ressam A bir tablo yapmıştır. Tuval bir taşınır nesnedir. Tuvalin TMK anlamında mülkiyeti ressam A’ya aittir. Bir de A’nın yapmış olduğu resmin fikri mülkiyeti vardır. Dolaysıyla, TMK anlamında taşınır mülkiyeti ve FİSEK anlamında fikri mülkiyet olmak üzere bir nesne üzerinde iki tane mülkiyet vardır. Bu durum belirlilik ilkesine aykırı değildir; durumun belirlilik ilkesine aykırı olması için iki mülkiyetin de TMK anlamındaki mülkiyeti olması gerekir. Ressam tabloyu sattığında taşınırın TMK anlamındaki mülkiyetini satmış olur. Fikri mülkiyet devredilmiş olmaz, fikri mülkiyetin sahiplik anlamında manevi hakları her zaman ressamdadır. Dolayısıyla alıcı sadece kullanma, yararlanma gibi mali haklara sahip olur.

Bundan dolayı alıcı şunları yapamaz; Ressam, yapmış olduğu tablonun altına kendi mahlasının simgesini koymuştur. Alıcı da malın artık kendisine ait olduğunu söyleyerek tablonun altındaki mahlası silmek istese de silemez çünkü mahlas silindiği zaman fikri mülkiyete saldırı olur.
Alıcı tabloyu yırtıp atabilir mi? Bu durum tartışmalıdır. TMK anlamında alıcının taşınır mülkiyeti vardır. Bu yüzden de alıcının tasarruf hakkı da mevcuttur. Ancak alıcı, fikri mülkiyete sahip değildir. Dolayısıyla mahlası silemediği gibi tabloyu yırtıp atmaması gerekir. Alıcı tabloyu yırtıp atarsa fikri mülkiyete saldırı olur.

SORU: Tablo çalınırsa ne olur?

Cevap: Tablo çalındığında fikri mülkiyete saldırı olmaz. TMK anlamında taşınır mülkiyetine saldırı vardır.

Mülkiyet hakkının konusu nesnedir. Ancak nesne her zaman yalın haliyle kalmaz. Yalın olmayan, eklemlenmiş nesneler de vardır ki onlar da mülkiyetin kapsamındadır. Bu durumda asıl nesneyle beraber eklemlenen şeylerin mülkiyet kapsamına girip girmeyeceği sorusu akla gelir. Bunu çözmek için iki kavrama ihtiyaç duyarız. Bunlardan ilki bütünleyici parça, ikincisi ise
eklentidir. Buradan anlaşılacağı üzere mülkiyetin kapsamına üç şey girer. Bunlar:

  1. Bütünleyici parça
  2. Eklenti
  3. Asil nesne

1. Bütünleyici parça

Asıl nesneyle sıkı bağlantısı kurulan bundan dolayı onun esaslı unsuru haline gelen ya da genel adetlere göre asıl nesnenin temel unsuru sayılan varlıklar bütünleyici parçadır. Buradan da anlaşılacağı üzere bütünleyici parça iki şekilde ortaya çıkabilir.

1. Sıkı maddi bağlantı dolayısıyla temel unsur haline gelme:
Bir şey asıl şeye sıkı bir maddi bağlantı ile bağlanmışsa ve maddeten asıl şeyden ayrılması ancak asıl şeyin veya eklemlenen şeyin yok olması, zarara uğraması veya yapısının değiştirilmesi ile mümkün olabiliyorsa, bağlanan eşya artık temel unsur haline gelmiş ve bütünleyici parça vasfını kazanmıştır.
ÖRNEK: Otomobilin direksiyonu, lastikleri bütünleyici parçadır. Ama otomobilin koltuklarına eklenen pelüş bütünleyici parça değildir.
ÖRNEK: Masanın unsurları bütünleyici parçadır. Burada asıl nesne tahtadır. Çünkü diğer bütün varlıklar elimizi koyacağımız nesneye hizmet etmek içindir. Çivi, demir gibi parçalar ise bütünleyici parçadır. Çünkü masanın üzerindeki tahta, çiviler ve demirler ayrıştırıldığında masa olmaktan çıkar.

2. Yerel adetlere göre temel unsur sayılma:
Asıl şey ile eklemlenen parça arasında sıkı maddi bağlantı bulunmasa dahi eklemlenen parçanın asıl şeyden ayrılması, asıl şeyin ekonomik bakımdan tahsis amacını sağlayamayacak duruma düşmesine sebep oluyorsa, eklemlenen şey bütünleyici parça vasfını kazanır. Burada önemli olan bir nesnenin başka bir nesnenin özgüleme amacına hizmet etmesidir. Bir nesnenin özgüleme amacı ise bir nesneyi imal etmenin amacı demektir.
ÖRNEK: Saatin kordonu olmadan kol saati işlevini görmez. O kol saati olarak tahsis edilmiştir. Bu yüzden kol saati olmak için kordon zorunludur.
ÖRNEK: Keçeli kalemin kapağı olmazsa kalem kurur. Bu yüzden kapak bütünleyici parçadır.
ÖRNEK: Kurşun kalemde uç bütünleyici parçadır.
ÖRNEK: Arabanın çalışması için anahtar gereklidir. Dolayısıyla anahtar bütünleyici parçadır.
ÖRNEK: Şifre nesne olmadığı bütünleyici parça mıdır değil midir diye inceleyemeyiz.

3. Kanun gereği bütünleyici parça sayılma:
MK bir şeyin bütünleyici parça sayılması için gerekli şartları genel olarak 684. maddede belirtmiş ise de, bazı şeyler için bu şartların gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın bütünleyici parça vasfı tanınmıştır.

a. Yapılar ve dikili bitkiler:
Bir binanın veya bir ağacın bulunduğu araziden, yok olmadan, zarara uğratmadan veya yapısını değiştirmeden ayrılmasının mümkün olup olmadığını veya bunların yerel adetlere göre arazinin temel unsurunu teşkil edip etmediği nazara alınmaksızın bina ve ağaçlar arazinin bütünleyici parçası sayılırlar. Taşınır yapı adı verilen, kulübe ve baraka gibi hafif binalar bu hükmün kapsamı dışındadır.
b. Doğal ürünler:
Doğal ürünler, dönemsel olarak elde edilen doğal veya hukuki ürünler ile bir şeyin özgülendiği amaca göre adetler gereği ondan elde edilmesi uygun görülen diğer verimlerdir. Bu sebeple doğal ürünler iki gruba ayrılır.

aa. Dönemsel olarak elde edilen ürünler
Dönemsel olarak elde edilen ürünler doğal ürünler ve hukuki ürünler şeklinde ayrılmaktadır. Doğal ürünler ya her mevsim veya her yıl, ya da pek uzun olmayan aralıklarla meydana gelen ve ayrılması aslın verim kabiliyetini etkilemeyen ürünlerdir. Ağaçların meyveleri, tarlada yetiştirilen buğday vb.
Doğal ürünler asıl şeyden ayrılıncaya kadar onun bütünleyici parçasıdır.
Hukuki ürün ise bir eşyadan veya bir alacaktan hukuki işlem dolayısıyla elde edilen dönemsel edimlerdir. Hukuki ürünlerin bütünleyici parça kavramı ile bir ilgisini kurmak mümkün değildir.
bb. Yerel adetlerin bir şeyden elde edilmesi uygun gördüğü verimler
Bunların zaman zaman tekrar etmesi aranmaz. Yerel adetin o şeyden elde edilmesini uygun görmesi yeterlidir. Bunlar, bir ormanın ağaçları gibi organik şeyler, taş ve maden cevheri gibi organik olmayan şeyler de olabilir. Bir madenden cevher çıkarıldığında bunun yerine yenisi vücut bulmaz. Fakat yerel adetin o şeyden elde edilmesini uygun gördüğü oranda bunlat da doğal ürün sayılmıştır. Bütünleyici parça sayılan doğal ürünlerde asıl şeyden ayrılıncaya kadar asıl şeyin malikine aittir.

Bütünleyici parça sayılmanın hukuki sonuçları

Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur. Yani asıl nesne üzerinde kurulan ayni ve sınırlı ayni haklar bütünleyici parçayı da kapsar. Bu kuralın aksine anlaşma yapılamaz. Lakin kişisel haklarda aksine anlaşma yapmak mümkündür. Çünkü orada belirlilik ilkesi uygulanmaz.

ÖRNEK: Binayı rehin vermeme rağmen kalorifer kazanını rehinin dışında tutamam çünkü rehin hakkı ayni haktır ve nesne rehinlenmişse kalorifer kazanını da rehinlemiş oluruz. Aksine anlaşma yapmak yasaktır.
ÖRNEK: Binayı kiralamışsak kalorifer kazanını kira harici tutabilirim. Çünkü borçlar hukukunda belirlilik ilkesi uygulanmaz. Nesnenin bir kısmı üzerinde kişisel hak olabilir.
ÖRNEK: Oda kiralamak.

B.Eklenti

MK 686’ya göre, eklenti, asıl şey malikinin anlaşılabilir arzusuna veya yerel adetlere göre, işletilmesi, korunması veya yarar sağlaması için asıl şeye sürekli olarak özgülenen ve kullanılmasında birleştirilme, takma veya başka bir biçimde asıl şeye bağlı kılınan taşınır maldır.
Eklenti, bütünleyici parçaya oranla daha gevşek bir bağlantıya sahiptir ama eklentide de bağlantı vardır.

Eklenti vasfının kazanılması:

MK 686 göz önünde tutulursa, ancak taşınır eşya diğer bir malın eklentisi olabilir. Buna karşılık asıl şeyin taşınır veya taşınmaz olması mümkündür.
Bir taşınır malın diğer bir şeyin eklentisi sayılması için iki grup artık gerçekleşmesi gerekir:

  1. Özgüleme(tahsis)
    Bir taşınır malın diğer şeyin(asıl şeyin) eklentisi sayılabilmesi için bu taşınır malın, asıl şeyin işletilmesi veya korunması veya ondan yarar sağlanması için sürekli bir tarzda özgülenmesi gerekir. Diğer bir deyişle, söz konusu taşınır malın asıl şeyin ekonomik amacına tabi kılınmış olması aranır.
    Bir malın diğer bir şeyin ekonomik amacına özgülendiği, ya yerel adetlerden veya malikin açık arzusundan anlaşılmalıdır.
    Bir eşyanın diğerinin ekonomik amacına özgülenmesinin eklenti vasfını kazandırması için özgülemenin sürekli bir tarzda olması gerekir. Süreklilikten maksat ebedilik değil, devamlı olmaktır.ÖRNEK: Satılmak veya kiralanmak üzere bir vitrine konulan mallar vitrinin, bir kasaya yerleştirirler mücevherler kasanın, yakılmak için depoya konulan kömür evin eklentisi sayılmaz.
    Aynı ekonomik amaca hizmet eden iki maldan hangisinin asıl şey, hangisinin eklenti sayılacağını hukuk düzeni belirler. Şöyle ki, aynı ekonomik amaca hizmet eden taşınır ve taşınmaz mallardan daima taşınmaz asıl şeyi teşkil eder. Taşınırlar arasındaki özgüleme meselesinde ise, hangi malın ekonomik amacına diğerinin özgülendiği, iş hayatındaki düşüncelere göre tayin edilebilir. Ekonomik özgülenme, bir malın diğerinin işletilmesine, korunmasına veya yarar sağlanmasına hizmet etmesinden anlaşılır.
  2. Dış bağlantı
    Asıl şeyin ekonomik amacına özgülenen taşınır malın eklenti vasfını kazanabilmesi için, sözü geçen özgülenmenin iki şey arasındaki maddi bir bağlantı ile dışa karşı belirli hale gelmesi, yani asıl şey ile dış bağlantı bulunması, eklentinin asıl şeye tabi kılınması gerekir.
    Bu dış bağlantı eklentinin asıl şeyle birleştirilmesi veya asıl şeye takılması ya da asıl şeye bağlı kılınması tarzında ifade edilmiştir.
    Özgüleme arzusu bulunsa, hatta açıklansa dahi, dış bağlantı kurulmadıkça eklenti olmak vasfı gerçekleşmez. Keza dış bağlantı çözülürse, eklenti olmak sıfatı da sona erer. Fakat asıl şeyden geçici bir zaman için ayrılmakla eklenti vasfı kaybolmaz.

ÖRNEK: Beşi bir yerde boyna takılabilmesi için zincirle bağlanmış. Zincir bütünleyici parça mıdır? Eklenti midir?
Bugün itibariyle beşi bir yerde takı olarak değil de yatırım olarak kullanıldığından bütünleyici parça değildir.
Ama tam altınların ucunda kulp varsa o altın kolye olarak kullanılmak amacıyla imalat edilmiş demektir. Haliyle zincir yerel adet gereği bütünleyici parça olur.
ÖRNEK: Yedek lastiğin arabada bulunma zorunluluğu vardır. Bu yüzden zorunlu lastikler örf gereği bütünleyici parçadır. Ama zorunlu olanın haricindekiler yani zevk için veya faydayı arttırmak için saklanan lastikler eklentidir.
ÖRNEK: Kullanımı yaygın olmadığı halde bir yüzüğe ip bağlayarak boynunuza takarsanız o ip eklenti olur.
ÖRNEK: Gözlük için gözlük kabı, gözlüğün ekonomik amacına hizmet eder. Gözlüğün korunmasını sağlamak, gözlüğün ekonomik amacına bir dolaylı hizmettir. Onun kırılmasını, çizilmesini önler.
ÖRNEK: Şarj aleti ayrı alınıp satılabildiğine göre o halde çok sıkı bir bağ yok. Budan dolayı eklenti demek daha doğru bir yaklaşım olabilir.
ÖRNEK: Apartmanın girişindeki güvenlik kameraları veya ışıklandırma cihazları eklenti sayılır. Çünkü onlar o yerin aydınlatılması, korunması için kurularak bir amaca özgülenmiştir.
ÖRNEK: Sınıftaki projektör binanın ders anlamındaki eklentisidir. Bu olmadan eğitim öğretim sağlanamıyorsa yerel adet gereği bütünleyici parça diyebiliriz. Ama onsuz da olabiliyor dersek eklenti olur.
ÖRNEK: Tahta fakültelerde eklentidir ama ilkokullarda bütünleyici parçadır.
ÖRNEK: Kalorifer bütünleyici parçadır. Ancak ekvatora yakın ülkelerde binalarda kalorifer varsa o eklentidir.

Eklenti olmanın hukuki sonuçları

Bütünleyici parçalar bağımsız eşya vasfı taşımadıkları, ayrı ayni hak konusu olmadıkları halde, eklenti asıl şeyden bağımsız bir hukuki varlık olarak ayrı ayni hak konusudur. Asıl şey üzerinde ayrı bir mülkiyet, eklenti üzerinde ayrı bir mülkiyet mümkündür. Bu sebeple asıl şeyin bir kişiye, eklentinin diğer bir kişiye ait olması mümkündür.
Eklentinin hukuken asıl şeyden ayrı bir varlığı bulunmakla beraber, eklenti asıl şeyin amacına hizmet ettiği için Medeni Kanun,”bir şeye ilişkin tasarruflar aksi belirtilmedikçe eklentisini de kapsar” hükmünü kabul etmiştir(MK 686). Burada, asıl şeye ait tasarruf işlemi yapılmakta, bu tasarruf kendiliğinden eklentiyi de kapsamaktadır. Tarafların bu sonucu düşünmüş veya istemiş olmaları aranmaz. Tarafların iradesi, ancak eklentiyi asıl şeye ait tasarrufun kapsamı dışında tutma yönünde olduğu zaman önem taşır.
ÖRNEK: Otomobilimi rehin olarak verirsem yedek lastiklerini de rehin etmiş olurum.

Bir taşınmaz devir veya rehin edilince, tapu sicilinde yapılan tescil sonrasında, eklenti bakımından herhangi bir mülkiyet nakil veya rehin işlemi aranmaksızın eklentinin mülkiyeti de geçmiş olmakta ve eklenti de rehin edilmiş bulunmaktadır. Meğer ki, eklenti devir veya rehinden hariç tutulmuş olsun. Halbuki, taşınmaz rehininin eklentiyi de kapsaması sayesinde, fabrika üzerinde taşınmaz rehini tapu siciline tescil ile kurulunca, makineler de rehinin kapsamına gireceği için o oranda fazla kredi elde edilmekte, makineler malikin elinde kaldığı için de, o bunları çalıştırarak borcunu ödeme imkanını elde tutmaktadır. Medeni Kanun, eklentinin rehin bakımından önemini göz önünde tutarak, taşınmaz rehini bahsinde bu hususta ayrıca hüküm koymuştur. MK m. 862’ye göre, “Rehin, taşınmazı bütünleyici parçaları ve eklentileri ile birlikte yükümlü kılar. Rehinin kuruluşu sırasında makine, otel döşeme eşyası gibi açıkça eklenti olarak gösterilen ve tapu kütüğünde beyanlar sütununa yazılan şeyler, kanuna göre bu nitelikte olamayacakları ispat edilmedikçe eklenti sayılır.” İfade edelim ki; taşınmazın eklentisi durumunda olan bir şey, tapu sicilinde beyanlar sütununa kaydedilmiş olmasa da, rehinin kapsamına girer. Buna karşılık beyanlar sütununda eklenti olarak kaydedilmiş bir şeyin, bu vasfı kazanmak için gerekli şartları taşımaması halinde de beyanın değeri kalmaz. Beyanlar sütunundaki bu kayıt sadece aksinin ispatı mümkün olan bir karineyi ortaya koyar. Karineyi çürütmek, aksini iddia edene düşer.
ÖRNEK: Malik M, taşınmazını R’ lehine ipotek ettirir. Taşınmazdaki binanın dahilinde bir takım tekstil makineleri de vardır. M bunları tapuya eklenti olarak bildirir. 1-R, rehinin paraya çevrilmesi esnasında makinelerin de rehinli olduğunu ileri sürerek paraya çevrilmesini isteyebilir. 2-M, TMK 686’ya dayanarak makinelerin eklenti olmadığını ileri sürebilir. Eğer makinaların eklenti olmadığını ispat ederse makinelerin rehin dışında kalmaları ihtimali belirir. Ancak MK2 engeli ortaya çıkar. Çünkü M, makineleri eklenti olarak tapuya bildirmişti. Ama aradan zaman geçtikten sonra parasını ödemeyince
ve R taşınmazın- rehinli malın paraya dönüştürülmesini isteyince M, makineler eklenti değil demiştir. Yani hem eklenti bildirimini yapan M, hem de eklenti olmadığını iddia eden M’dir. Dolayısıyla normalde bu bildirim karinenin çürütülmesi anlamına gelecekken, MK2 engeline takılır. Çünkü hiç bir hak dürüstlük kuralına aykırı olamaz. 3-Ü adlı şahıs makinelerin eklenti olmadığını iddia ve ispat ederse bunlar rehin dışında kalır. Çünkü MK 862/2 nesneyi eklenti haline getiren bir hüküm değildir. Sadece ispat kolaylığı sağlamaktadır.

Asıl şeye ait tasarruf işleminin eklentiyi de kapsaması, eklentinin asıl şeyin malikinden başka bir kişiye ait olması halinde, tasarruf işleminin bu kişiye etkisi meselesi ortaya çıkmaktadır. Bu hususta eklentinin, malikinin elinden rızası dışında çıkmış olup olmadığına ve asıl şeyle birlikte eklenti üzerinde ayni hak kazanan kişinin iyi niyetli olup olmadığına bakılır.
ÖRNEK: A, B’den mülkiyeti saklı tutma kaydı ile aldığı bir makineyi fabrikasına yerleştirdikten sonra, fabrikayı C’ye satıp onun adına tescil ettirmişse, C iyi niyet sahibi olmak kaydıyla makinenin mülkiyetini kazanır.
Bu durum rehin bakımından da söz konusudur. Bununla birlikte, MK m. 862/3’de yer alan “üçüncü kişilerin eklentiler üzerindeki hakları saklıdır.” hükmünün ne yolda anlaşılacağı tartışmalıdır. Bu konuda iki görüş vardır:
1.görüş: Mülkiyet hakkının kazanımında da olduğu gibi rehin hakkının kazanımında da iyi niyet korunur.
2.görüş: Emin sıfatlı zilyetlikte ayni hakkın kazanımına rehin hukukuna has bir istisna getirilmiştir. Yani bir kişi iyi niyetli de olsa rehin hakkını kazanamaz. Bu görüşün temel prensibi ise bir kişinin sahip olduğu haktan fazlasını devredememesidir.

2 görüşün değerlendirmesi—> İyi niyetin korunması istisnadır. İstisnalar ise dar yorumlanmalıdır. Dolayısıyla ikinci görüş istisnayı dar yorumlamaktadır.
ÖRNEK: Ü, M’ye makinesini kiralamıştır. M ise taşınmazını R’ lehine ipotek ettirir. M, Ü’ye ait makineleri ise tapuya eklenti olarak bildirir. Olaydaki R iyi niyetli bir kişidir. Yukarıdaki görüşleri bu olaya uyarlamalıyız:
1.görüşe göre, M emin sıfatlı zilyet ve R iyi niyetli olduğu için R ayni hakkı kazanır.
2.görüşe göre, hiç kimse sahip olduğu haktan fazlasını devredemez. Ayrıca emin sıfatıyla zilyedin ayni hak kazanımı istisnadır. İstisnalar da dar yorumlanmalıdır. Dolayısıyla R, ayni hakkı kazanamaz.

İlk Yorumu Siz Yapın

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir